Dances with Wolves (Kurtlarla Dans)

IMDB Puanı               : 8.0

Süre                            : 181 dakika

Yapım Yılı                  : 1990

Tür                              : Western, macera, dram

Yönetmen                   : Kevin Costner

Senaryo                       : Michael Blake

Oyuncular                   : Kevin Costner, Mary McDonnell, Graham Greene, Rodney A. Grant

Ödüller                       : 7 Oscar Kazandı. Diğer 43 ödül & 37 adaylık.

1990 yapımı olan film Hollywood’un yaptığı diğer Kızılderili filmlerinin aksine bu filmde Kızılderililer hak ettiği şekilde sinemaya aktarılmıştır. Kızılderililer medeni, uygar ve doğaya saygılı insanlar olarak resmediliyor. Film, 3 saat olmasına rağmen filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Yüzyıllar boyunca kendini modern toplum olarak gösteren topluluklar olmuştur. 21.yy.da da beyaz adam kendini medeniyetin temsilcisi olarak gösterdi; fakat beyaz adam medeniyet ve teknoloji derken doğayı resmen katletti, yaşanabilir farklı kültürleri yok saydı ve o zenginliklerden yararlanmadı. Filmde olduğu gibi muazzam bir zenginlik barındıran Kızılderili kültürü basit görülmüş ve yok edilmiştir.

Filmin kısaca konusu, Teğmen John Dunbar (Kevin Costner), 1865 yılında, batıdaki terk edilmiş bir sınır karakoluna atanmak istediğinde bu isteği hemen yerine getirilir. Görevi, bölgeye getirilecek askerleri beklemek olacaktır. Dunbar, burada günlerini sakin bir şekilde geçirirken Lakota Siularıyla yakınlaşır ve onlarla tanışır. Zaman içinde bu barışçıl Kızılderilileri daha yakından tanıyarak dostluğunu ilerletir. Tanıştığı bu insanlar ona “Kurtlarla Dans” adını verirler.

Çok güzeldi ve izlerken keyif aldım.

ESCAPE FROM PRETORİA

TÜR: Gerilim

YAPIM YILI: 2020 Filmleri

YAPIM: İngiltere, Avustralya

IMDB PUANI: 6.6

FİLM SÜRESİ:1 saat 41 dakika

YÖNETMEN: Francis Annan

OYUNCULAR: Daniel Radcliffe, Daniel Webber, Ian Hart, Nathan Page

Genellikle yorum ve tavsiye üzerine film izlerim. Seçimlerimi buna göre yaparım. Bunlardan biri yoksa genellikle İMDb’sine (Internet Movie Database/ İnternet Film Veritabanı) bakıp film izlerim. İMDb puanı genellikle internet üzerinden yapılan oylamalar sonucu oluşan bir puandır. 1 ile 10 puan arsında değişir. İMDb puanı 7.0+ üzeri olan filmler genellikle izlenebilir bulunuyor. Tabiî ki bu puan bazen insanı yanıltabilir. Escape From Pretoria, tamda bu filmlerden biri. İMDb puan 6.6 fakat filmi izledikten sonra filmin konusuna ve oyuncuların yeterliliğine hayran kalıyorsunuz.

Oyunculardan Daniel Radeliffe ile İan Hart’ın oyunculukları fevkalade.

Filmin konusu iki siyasi esirin başından geçen gerçek bir hapishaneden kaçış hikâyesine dayanıyor.

“Özgürlüğe kilit vurulmaz.”

“1900” FİLMİ

Maraba ve ağa gerçeğini bu kadar güzel ve detaylı anlatan bir film izlemedim şimdiye kadar.

Film il başta uzun gibi gelebilir. Açıkçası uzun bir fil dile kolay 5 saat 16 dakika. İzledikçe saran ve sardıkça bir roman havası veren efsane bir yapıt.

Filmin geçtiği 1900-1945 arası dönemde İtalyan taşrasında yaşananlar her yönüyle anlatılmış. İktisadi gelişmeler, çiftiçiyi, gündelikçiyi, toprak sahibini etkileyişiyle toplumsal-siyasal gelişmeler, baş gösteren istikrarsızlık, Mussolini”nin gelişi, faşist kara gömleklilerin ortaya çıkışı, çalışanların örgütlenme çabası, dünya savaşı ve sınıf çatışmalarını perdeye yansıtmıştır.

Yukarıda yazılan tüm detaylar iki karakter üzerinde verilmiştir. Biri toprak ağasının oğlu Alfredo (Robert De Niro) diğeri ise bir marabanın çocuğu olan Olmo’dur (Gerard Depardieu). Bu iki karakter 1900 yılında aynı gün doğarlar. İkisi de aynı çiftlikte yaşadıkları için aralarında bir arkadaşlık, dostluk, gelişir. Bu arkadaşlık dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik düzeni üzerinden bir düşmanlığa dönüşür.

Film, 5 saat 16 dakikanın sonunda bitiğinde kendinize şunu diyeceksiniz: KEŞKE BİTMESEYDİ.

JOKER

Yıl: 2019

Yönetmen: Todd Phillips

 “Bütün mesele ben miyim, yoksa tüm dünya mı çıldırıyor?” gibi güzel bir cümle ile sahne başlıyor.

Cevap: – İnsanlar mutlu değil.

Çocukluğundan beri mutsuz olan ve zaman içinde birçok sorunla karşılaşan bir komedyenin psikopatlığa doğru olan yolculuğunu anlatan enfes bir yapıt.

İnsana göre dünya küçük mü yoksa büyük mü bu soruyu size bırakıyorum; fakat insan yığını arasında herkes müthiş derecede yalnız, anlaşılmayı ve değer verilmeyi bekliyor.  Arthur da (Joaquin Phoenix) kendine değer verilmesini ve anlaşılmayı bekleyen biridir. Film, hislerin, duyguların öldüğü ve maddi olanın değer gördüğü bir çağdaki insanın çaresizliğine farklı bir açıdan ayna tutmuştur.

Arthur’un (Joaquin Phoenix) mükemmel oyunculuğu ile olayların akıcı bir şekilde verilmesi merakla okunan bir kitap havasına sokuyor insanı.

Arthur, küçüklüğünden beri gülme krizlerine giren biridir. Bu durum hem işinin hem de hayatını devam ettirmesini zorlaştırıyor. Onun gülme krizleri, hayatının ona verdiği bir trajedinin yansımasıdır. Gülme krizleri bir çığlık gibi izleyiciyi filmin içine çekmektedir.

Mutsuz insanlar ölümlerinin yaşamlarından daha değerli olacağını düşünürler.

Filmin eleştirilecek tek yönü şiddet sahneleridir.

Filmi izledikten sonra, “Toplumda herkes değer görmeyi ve anlaşılmayı bekliyor.” düşüncesi ve hissi uyanışa geçiyor.

JOKER
JOKER FİLMİ

A.C.

Waking Life (Hayat Uyanmak)

Arkanıza yaslanın ve bu filmi izleyin. Tümüyle odaklanırsanız kısa kısa bir çok felsefi ve psikolojik hikâye okumuş olacağınız hissine kapılacaksınız. Birçok konu, felsefi ve düşünsel olarak ele alınmıştır.

Bir gencin rüyalarında oluşan kısa kısa diyaloglardan oluşan farklı bir yapıt. Rüyalarında yolculuğa çıkan gencin bu yolculuk boyunca karşılaştığı insanlar onunla bilim, felsefe ve düş görmenin ötesinde varoluşun ve hayatın sırlarını paylaşır. Tüm bunlardan sonra genç, rüyadan uyanmaya çalışır. Uyanacak mı uyanmayacak mı kısmını size bırakıyorum.

Hayat yolculuğu, hayattan bir kaçış mı yoksa hayatı tümüyle hissetmek mi? Yaşam, rüya mı gerçek mi? gibi derinlemesine bir çok düşünceyi ve sorgulamayı ele almıştır. Bununla birlikte bilinçaltı, şiddet sarmalı, geçmiş ve gelecek, izafiyet, inançlar, yalnızlaşma gibi birçok temaya da göndermeler yapılmıştır. Bu konuları birbirine bağlayan tek bağ “hayatın sorgulanması”dır.  Bu tema üzerinde diğer konular ayrı ayrı sorgulanmıştır.

Film, şimdiye kadar izlediğim en ilginç animasyon yapıtlarından biri oldu. Sahneler çoğu kez yavaş akıyor. Filmde sanatsal yapıtlarda olduğu gibi her nesnenin bir görevi var. Her sahneye nesneler özellikle belirli bir açı ile yerleştirilmiş olup her bir nesneye bir anlam yüklemiştir. Masadaki bir bardak, pencereye nazır oturan birinin duruşu, yollar vb. her nesne özenle seçilmiştir. Bu durum biraz da Çehov’un tüfeğini anımsatır. Ünlü Rus yazar Anton Çehov, “İlk bölümde duvarda asılı bir tüfek olduğunu söylüyorsanız, ikinci ya da üçüncü bölümde o tüfek patlamalıdır. Eğer patlamayacaksa o tüfek orada asılı olmamalıdır.” der. Tamda bu görüşü destekler nitelikte birçok nesne özellikle seçilmiştir.

Alışageldiğimiz korku, romantik ve komedi animasyonlarında farklı bir animasyon filmi olmuş. Dram ve fantastik özelikler göstermekle birlikte bunlardan fazlasıdır diyebileceğim bir yapıt.

Filmi izleyince küçük küçük hikâyelerden çok psikolojik bir roman okumuş gibi oldum. Hayata başka başka pencerelerden bakmamızı sağlayan bir felsefe kitabı olmuş desek yeridir.

Bence bir animasyon filminden fazlası olmuş.

iyi seyirler.

alclyr

ULUSLARIN ZENGİNLİĞİ

Adam Smith

Ulusların Zenginliği, Şimdiye kadar ekonomi ve iktisat ile ilgili okuduğum ilk kitaptır. Ekonomi ve iktisat alanında eğitim alan herkesin okuması gereken çok önemli ve derin bir kaynaktır. Ekonomi dünyası hakkında biraz bilgisi olan birinin zevkle okuyacağı ve önemli dersler çıkaracağı bir yapıt.

Kitap, 18. Yüzyılda yazılmış olup günümüzün bakış açısıyla değerlendirilince bazı yönleri eleştirilebilir. Sonuçta iktisat bilimi değişen toplum ve üretim şekline göre dönüşen bir bilim alanıdır. Kitapta verilen iktisat alanında verilen örnekler ve bu örnekler üzerinde yapılan değerlendirmeler bugün değişmiş olabilir, fakat temel mantıkta değişen bir şey yok.

Özellikle arz –talep ilişkisini ele alan düşünür, bunları değerlendirirken toplumların tüketim alışkanlıklarını ve yaşadıkları coğrafyayı da göz önünde bulundurması çok değerli bir bakış açısıdır. Avrupa kıtasında özelikle Britanya’daki ekonomik döngüyü örneklerle ve sebep-sonuç ilişkisi ile açıklamıştır.

Mal ve para ilişkisini açıklarken: “Mal, para satın almanın yanı sıra başka birçok amaca hizmet edebilir; ama para mal satın almaktan başka bir amaca hizmet edemez.”  Sözü ile hem iktisadi bağlamda hem de ahlaki açıdan bakmış olmalı ki para ile sadece “mal” satın alınabileceğini belitmiştir.

Kitabın, 149. Sayfasında Yaşlı Çato’dan yaptığı bu alıntı: “Hakça kazanç en istikrarlı ve en az nefret uyandıran kazançtır. Kendi işiyle gücüyle uğraşanlar en az kötü niyet taşıyanlardır.”  Adam Smith’in ne kadar değerli bir ahlak profesörü olduğunu da kanıtlar niteliktedir. Ahlak felsefesi alanında çalışmaları mevcuttur.  Günümüzde vahşi kapitalizm ile hiç çalışmadan emek harcamadan lüks villalarda yaşayan, en lüks arabalara binen ve en lüks giyecek ve yiyecek alan asalak güruhunun bu sözlerden anlayacağı bir şey yoktur.

Zevk alarak okuduğum bir kitabı daha bitirmiş oldum.

GÖÇ MEVSIMI (BİRD of PASSAGE)

Tür: Dram

Yapim Yili: 2018

Yapım: Kolombiya, Danimarka, Meksika

Imdb Puanı:7.6

Süresi: 2 saat 5 dakika

Yönetmen: Cristina Gallego, Ciro Guerra

Ben filmin konusunu anlatmaktan ziyade filmin hissettirdiklerini yazmak istiyorum.

Film, yerel kültür ile modern hayatın daha doğrusu kapitalizmin parayla zehirlediği modern yaşam demeyeceğim, günümüz yaşam tarzını ele alması açısında önemlidir. 

Modern yaşamı günümüz yazarları genellikle olumlu bir anlam yükleyerek kullanıyor; fakat insanlık tarihi boyunca değişen bir şey yok. İnsanlığın hırsında, açgözlülüğünde ve vicdansızlığında değişen pek bir şey yok. Bu açıdan modern hayat yerel yaşamın veya kültürün önünde değil sadece onun üzerine inşa edilmiş bir zihniyettir. Hatta daha yerel kültürün üzerine örülmüş yoz bir yapıdır modern dünya.

Film, kırsal bir yaşantıyı sürdüren insanların uyuşturucu kaçakçılığı ile zenginleşmesini ve bu zenginliğin, paranın, getirdiği açgözlülüğün ve hırsın acımasızca bu hayatları yok edişini anlatıyor. Bu anlatıyı daha çok o kırsal yaşamın içinde kişilerin hayatlarına dokunarak bize yansıtıyor. Film, yerel kültürün içinde batıl inançları da çok zengin bir içerikle seyirciye sunması önemlidir.

Filmin, Kolombiya, Danimarka ve Meksika ortak yapımı olması çok güzel. Dünya da farklı ülkelerin sinemalarını izlemek bize daha çok şey katacaktır. Her zaman aynı elden çıkan (Hollywood) filmler çok iyi bir kalitede olsa da içerik bakımında bir kısır döngüyle tekrara düşer. Bu bakımdan farklı ülkelerin sinemalarını da izlemeliyiz.

Sinemada, farklı kültürel yansımaları sevenler için izlenecek güzel bir yapım.

Filmin en güzel cümlesi:

“Açgözlülüğün gölgesi bütün dünyayı karanlığa boğdu.”

Ali CALAYIR

Dhanak (Rainbow ,Gökkuşağı)

Film Süresi: 106 dakika

Yapım Yılı: 2015

Film Dili: Hintçe

Ülke: Hindistan

Tür: Dram

Yönetmen: Nagesh Kukunoor

Fakirliğin, çaresizliğin ve masumiyetin Hint müziğiyle dramatize oluşunu anlatan vasatın üstü bir film. Vasatın üstü diyorum. Çünkü çok güzel bir hikâye senaryodaki kurgunun yetersizliği ile heba oluyor. Bana göre hikâye çok orijinal fakat filmde o kadar çok rastlantı var ki iyi bir izleyici veya eleştirmen bunların hepsini rahat bir şekilde görebiliyor. Bundan dolayı kurgu çok daha iyi olabilirdi. Bağlantılar hayali değil daha gerçekçi olmalıydı.

Belki de Hint izleyici bu tarzı seviyor:  Çok rastlantı, çok müzik ve zayıf kurgu. Çok da eleştirmemek gerekir; fakat yaptığım tespitler Hint sinemasını Hollywood’un gerisine atıyor. Her şeye rağmen Hint sineması daha insandır. Yani insanı sıcaklık ve hisler daha ön plandadır.

Filme dönecek olursak, film Chtou ve Pari’nin tüm yoksulluğa ve zorluğa rağmen hayata tutunma serüvenini Chtou’unun gözlerinden bize aktarmaya çalışıyor.  Chtou’nun ablası Pari (10-11 yaşlarında) bir yerde ünlü yıldız Shah Rukh Khan’ın gözleri görmeyen insanlara yardımcı olduğunu görür. Çünkü kardeşi Chtou’nun gözleri görmemektedir. Pari, ünlü yıldız Shah Rukh Khan’ın bir yerde film çekimi yapacağını duyar. Kardeşini alarak yolculuğa çıkar. Amacı ünü yıldıza ulaşmaktır. Aslında filmin yüzde doksanı yolculuk boyunca başlarından geçen olayları ve yaşadıklarını anlatır.

Filmde geçen ve en sevdiğim cümleler:

“Sana gök kuşağını göstereceğim….”

“Hadi ileriye doğru bir adım atalım….”

İzlemenizi tavsiye ederim. Bir çocuğum gülümseyişi hayatımızı daha çok ısıtacaktır.

Ali CALAYIR

Kapitalizm Bir Aşk Hikâyesi

Orijinal adı Capitalism: A Love Story!

Yapım yılı: 2009

Türü: Belgesel

Senaryo: Michael Moore

Vahşi kapitalizmin insanın ruhunu ve bedeneni nasıl köleleştirdiğini anlatan dolu dolu bir belgesel. Parçası olmadığımız bir finansal sistemin bizi nasıl yoksullaştırdığı veya 20-30 yıl boyunca yaptığımız küçük birikimleri hunharca almaya çalışan dev bankaların, çok uluslu şirketlerin acımasızlığını gözler önüne seriyor.

Dünyada (ABD) %1’lik zengin bir azınlığın geri kalan %90’lık bir çoğunluğu hükmettiği bir hayat yaşıyoruz. Bu geri kalan %90’lık çoğunluğun %1’lik azınlığa tahammül etmesinin nedeni medya ile onlara empoze edilen “çok çalışırsan zengin olursun propagandasıdır.” Yoksa bir işçinin veya orta hali bir insanın hiçbir zaman Wall Street’teki zenginlerin arasına katılamayacağı matematiksel olarak ortadır. İşte kapitalizm burada bize bir hayal daha satar: “çok çalış zengin ol.”  Bunu yaparken de kural, ahlak, insani değerleri, yaşama hakkını ve yaşatabilme hakkını yok sayan bir sistemi uygular.

Büyük, dev bankalar ev ve diğer kredileri verirken de tüm ahlaki kuralları bir tarafa bırakır. Kredi çeken kişiye sözleşme imzalatılır. Bu sözleşmede öyle muğlak maddeler yer alır ki banka istediği zaman kredi faizini yükseltebilir. Bunu peyder pey yapar. Kredi çeken kişi zamanla kredisini ödeyemez hale gelir ve eve haciz konulur. Bankanın da istediği tam da BUDUR.

Birçok ekonomistin bile çözemediği karmaşık türevleri para ve kredi sistemine uygularlar. Bu inanılmaz yöntemlerle paradan para kazanmayı metotlaştırmışlar. Geliştirdikleri uygulamaların çoğunu da okul masraflarını karşılamak için burs verdikleri ve aldıkları bursu geri ödeyemeyecek ekonomik güce sahip zeki gençleri işe alıp sömürerek sömürü düzenini sürdürüyorlar. Herhalde dünya böyle bir yere!



İzlenebilecek güzel bir belgesel.

Fahrenheit 9/11

Micheal Moore’un yönettiği çok güzel bir belgesel olan “Fahrenheit 9/11”  Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırılarının öncesi ve sonrasını akıcı bir şekilde anlatıyor. Bush vb. büyük ailelerin Suudi’lerle olan kirli ilişkilerini ele alması yönüyle çok cesurca bir adım. Bununla birlikte Irak Savaşı ve bu savaş sonrasında petrolün büyük şirketler tarafından paylaşılması bölgede yaşayan halkların ne kadar güçsüz ve gariban olduğunu da göstermesi açısında önemli. Belgeselde diğer önemli konu ise Suudilerin bölgede ve Amerika’da parasal olarak çok güçlü olduklarını da bir daha öğrenmiş oluyoruz. 11 Eylül öncesi bazı ABD’li savunma şirketlerinden hisse almaları düşündürücü.



İzlenmesi gerek bir belgesel.

İyi seyirler.



Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla